Ali Koçbabalılar Derneği

HÜSEYİN ATTAN DÜŞTÜ SAHRAYI KERBELÂ’YA CİBRİL VAR HABER VER SULTANI ENBİYAYA

Şerife KOÇ | 25.06.2026 | 45 Görüntülenme

DÜŞTÜ HÜSEYİN ATINDAN SAHRAYI KERBELÂ’YA 

CİBRÎL VAR HABER VER "SULTANI ENBİYÂYA

 

Muharrem ayında her bir Alevî Bektaşinin en büyük vazifelerinden biri, İmam Hüseyin’in (a.s.) hakikatini, hikmetini, Hakk’a adanmışlığını ve yeryüzünde bıraktığı ilahî izleri insanlığa ulaştırmaktır. Çünkü Hüseyin bin Ali’nin Kerbelâ’ya doğru yürüyüşü, zâhirde bir yolculuk gibi görünse de bâtında Hakk’a vuslatın ve şehadetin miracıydı. Onun gayesi ne dünya saltanatını elde etmek ne de siyasi bir üstünlük kurmaktı. O, yalnızca Allah’ın rızasını murad etti; canını, evladını ve yol arkadaşlarını bu ulvî gaye uğrunda feda etti. Zira Hüseyin’in yolu saltanata değil, hakikate; iktidara değil, vuslata çıkan bir yoldur.

 

Alevî-Bektâşî irfanında Kerbelâ hadisesi, yalnızca tarihî bir mücadele olarak değil, rızanın, teslimiyetin, sadakatin ve ilahî aşkın en yüksek tecellisi olarak görülür. İmam Hüseyin’in duruşu, zulme karşı hakkın sesi, karanlığa karşı nurun nişanesi olmuştur. O, mazlumiyetin izzetini, sabrın hikmetini ve aşkın kemalini temsil eder. Kerbelâ, bu yönüyle sadece bir matem değil; insanlığın vicdanında kıyamete kadar yaşayacak bir hakikat mektebidir.

 

Bu sebeple Alevî-Bektaşi yolu, Kerbelâ’yı geçmişte yaşanıp bitmiş bir hadise olarak değil, her çağda yeniden okunması gereken bir hakikat aynası olarak kabul eder. Bu aynada Hüseyin’in suskunluğu bir nida, susuzluğu bir irfan dersi, şehadeti ise tevhid deryasına düşen ebedî bir nur damlasıdır. Onun her adımı adaletin, her sözü hikmetin, her fedakârlığı ise Allah’a teslimiyetin nişanesidir.

 

Muharrem ayı yalnızca gözyaşı dökmenin değil; yolun, erdemin, sabrın, vefanın ve marifetin yeniden hatırlandığı bir tefekkür mevsimidir. Her Alevî, Hüseyin’i anmakla yetinmemeli; onun ahlakını kuşanmanın, onun gibi hakkı savunmanın ve gerektiğinde onun gibi fedakârlık gösterebilmenin idraki içinde olmalıdır. Çünkü Hüseyin’i anlatmak, onun yoluna çağırmaktır; Hüseyin’i yaşatmak ise sözle değil, hâl ile, irfan ile ve güzel ahlâk ile mümkündür.

 

İmam Hüseyin’e (a.s.) yas tutmak, onu muhabbetle yâd etmek ve Kerbelâ’nın mesajını gönüllerde diri tutmak, Ehl-i Beyt sevgisinin bir tezahürüdür. Onu anmak; adaletin yanında yer almak, zulümden uzak durmak ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) emanet bıraktığı kutlu yola yönelmektir. Nitekim Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

 

"Ben size iki ağır emanet bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve Ehl-i Beytim. Onlara sarıldığınız müddetçe asla dalâlete düşmezsiniz."

 

İmam Hüseyin, Peygamber ocağının gülü, Ehl-i Beyt’in nur kandili ve cennet gençlerinin efendisidir. Onun adı asırlardır gönüllerde bir sevda, vicdanlarda bir adalet çağrısı olarak yaşamaktadır. Tarih boyunca nice zalimler, nice batıl davalar gelip geçmiştir; ancak Hüseynî duruş, Kerbelâ’nın hakikat ışığıyla kıyamete kadar yaşamaya devam edecektir. Çünkü Kerbelâ yalnızca bir çölün adı değil; hak ile batılın ayrıldığı, insanlığın vicdanına yazılmış ebedî bir hakikat destanıdır.

 

Selâm olsun şehitlerin efendisi İmam Hüseyin’e...

Selâm olsun Kerbelâ’nın sabır ve metanet abidesi Hz. Zeyneb’e...

Selâm olsun Ehl-i Beyt yolunda can veren Kerbelâ şehitlerine...

Selâm olsun Muhammed-Ali yolunun sadık yolcularına...

Muharrem ayında her bir Alevî Bektaşinin en büyük vazifelerinden biri, İmam Hüseyin’in (a.s.) hakikatini, hikmetini, Hakk’a adanmışlığını ve yeryüzünde bıraktığı ilahî izleri insanlığa ulaştırmaktır. Çünkü Hüseyin bin Ali’nin Kerbelâ’ya doğru yürüyüşü, zâhirde bir yolculuk gibi görünse de bâtında Hakk’a vuslatın ve şehadetin miracıydı. Onun gayesi ne dünya saltanatını elde etmek ne de siyasi bir üstünlük kurmaktı. O, yalnızca Allah’ın rızasını murad etti; canını, evladını ve yol arkadaşlarını bu ulvî gaye uğrunda feda etti. Zira Hüseyin’in yolu saltanata değil, hakikate; iktidara değil, vuslata çıkan bir yoldur.

Alevî-Bektâşî irfanında Kerbelâ hadisesi, yalnızca tarihî bir mücadele olarak değil, rızanın, teslimiyetin, sadakatin ve ilahî aşkın en yüksek tecellisi olarak görülür. İmam Hüseyin’in duruşu, zulme karşı hakkın sesi, karanlığa karşı nurun nişanesi olmuştur. O, mazlumiyetin izzetini, sabrın hikmetini ve aşkın kemalini temsil eder. Kerbelâ, bu yönüyle sadece bir matem değil; insanlığın vicdanında kıyamete kadar yaşayacak bir hakikat mektebidir.

Bu sebeple Alevî-Bektaşi yolu, Kerbelâ’yı geçmişte yaşanıp bitmiş bir hadise olarak değil, her çağda yeniden okunması gereken bir hakikat aynası olarak kabul eder. Bu aynada Hüseyin’in suskunluğu bir nida, susuzluğu bir irfan dersi, şehadeti ise tevhid deryasına düşen ebedî bir nur damlasıdır. Onun her adımı adaletin, her sözü hikmetin, her fedakârlığı ise Allah’a teslimiyetin nişanesidir.

Muharrem ayı yalnızca gözyaşı dökmenin değil; yolun, erdemin, sabrın, vefanın ve marifetin yeniden hatırlandığı bir tefekkür mevsimidir. Her Alevî, Hüseyin’i anmakla yetinmemeli; onun ahlakını kuşanmanın, onun gibi hakkı savunmanın ve gerektiğinde onun gibi fedakârlık gösterebilmenin idraki içinde olmalıdır. Çünkü Hüseyin’i anlatmak, onun yoluna çağırmaktır; Hüseyin’i yaşatmak ise sözle değil, hâl ile, irfan ile ve güzel ahlâk ile mümkündür.

İmam Hüseyin’e (a.s.) yas tutmak, onu muhabbetle yâd etmek ve Kerbelâ’nın mesajını gönüllerde diri tutmak, Ehl-i Beyt sevgisinin bir tezahürüdür. Onu anmak; adaletin yanında yer almak, zulümden uzak durmak ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) emanet bıraktığı kutlu yola yönelmektir. Nitekim Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:

"Ben size iki ağır emanet bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve Ehl-i Beytim. Onlara sarıldığınız müddetçe asla dalâlete düşmezsiniz."

İmam Hüseyin, Peygamber ocağının gülü, Ehl-i Beyt’in nur kandili ve cennet gençlerinin efendisidir. Onun adı asırlardır gönüllerde bir sevda, vicdanlarda bir adalet çağrısı olarak yaşamaktadır. Tarih boyunca nice zalimler, nice batıl davalar gelip geçmiştir; ancak Hüseynî duruş, Kerbelâ’nın hakikat ışığıyla kıyamete kadar yaşamaya devam edecektir. Çünkü Kerbelâ yalnızca bir çölün adı değil; hak ile batılın ayrıldığı, insanlığın vicdanına yazılmış ebedî bir hakikat destanıdır.

Selâm olsun şehitlerin efendisi İmam Hüseyin’e...
Selâm olsun Kerbelâ’nın sabır ve metanet abidesi Hz. Zeyneb’e...
Selâm olsun Ehl-i Beyt yolunda can veren Kerbelâ şehitlerine...
Selâm olsun Muhammed-Ali yolunun sadık yolcularına...

Şerife KOÇ
Şerife KOÇ

Yazar/Araştırmacı

Yazarın Tüm Makaleleri